İlki 2011 yılında gerçekleştirilen ATEX (Parlayıcı ve Patlayıcı Ortamlarda Güvenlik) Sempozyumu etkinliğinin ikincisi Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE), Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK), Türk Standartları Enstitüsü (TSE), Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK),Türkiye Petrolleri A.O. (TPAO)‘ nun desteği ile TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası‘nın ev sahipliğinde 26-27-28 Eylül 2013 tarihinde TSE Gebze Kampüsü‘nde düzenlenmiştir.

 

Sempozyumda, parlayıcı ve patlayıcı ortamlardaki idari ve teknik uygulama eksikliklerinin belirlenmesine, çözüm önerileri getirilmesine, mevzuatın uygulanmasında karşılaşılan güçlüklerin tartışılmasına, deneyimlerin paylaşılmasına, teknik ve bilimsel gelişmelerin geniş kitlelere aktarılmasına, araştırmacıların,  işletmecilerin, firma temsilcilerinin, sivil toplum örgütlerinin ve yönetici çevrelerinin aynı platformda buluşmasına, çalışanların toplumun ve çevrenin güvenliğinin arttırılmasına fayda sağlayacak bilgilerin sunulmasına olanak vermesini hedeflenmiştir.

Sempozyum çeşitli kamu kurumu ve özel sektörden dört yüz elli kişiye yakın delege katılımcısı, TMMOB ve TMMOB’ye bağlı Oda yöneticileri ve komisyon üyeleri ile çeşitli üniversitelerden akademisyenler olmak üzere toplam altı yüz kişiye yakın katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Sempozyumda “ATEX ve Türk Sanayiindeki Durumu” başlıklı panelin yanı sıra 4 farklı oturumda 15 bilimsel bildiri ile Almanya Ulusal Ölçüm Enstitüsü (PTB) Temsilcisi Uwe Klausmeyer tarafından “ATEX Yönetmeliklerinde Geleceğe Bakış” konulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Emekli İş Başmüfettişi Özlem Özkılıç tarafından “SEVESO II (COMAH) Direktifi ve ARAMIS Büyük Endüstriyel Kazaları Önleme Risk Değerlendirme Metodolojisi” konulu 2 çağrılı bildiri sunulmuştur.

 

Sempozyumun temel amaçlarından biri de işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasını sağlamaktır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) rakamlarına göre dünya genelinde dakikada 4, her gün yaklaşık olarak 6 bin işçinin iş kazaları veya meslek hastalıkları nedeniyle ölmekte, Her yıl yaklaşık olarak 360 bin kişi iş kazası, 1milyon 950 bin kişi ise meslek hastalıklarından dolayı yaşamını yitirmektedir.

Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 70-80 bin iş kazası gerçekleşmekte, bu kazalar ve meslek hastalıkları sonucunda yüzlerce işçi yaşamını yitirmekte ya da sürekli sakat kalmaktadır. Türkiye‘de her gün gerçekleşen yaklaşık 200 iş kazası sonucunda, 3 işçi yaşamını yitirmekte 5 işçi sürekli iş göremez duruma gelmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu‘nun verilerine göre sadece geçen yıl yaşanan iş kazası sayısı 74 bin 871 olmuş ve kazalar sonucu 744 işçi hayatını kaybetmiş, 2036 işçi sürekli iş görmezlik durumuna gelmiştir. Ülkemiz iş kazalarında Avrupa ve Dünya‘da ilk sıralarda; ölümlü iş kazalarında ise Avrupa‘da birinci, Dünya‘da üçüncü sırada yer almaktadır. İş kazalarının önemli bir bölümünün kayda alınmadığı gerçekliği bir yana, meslek hastalıkları hemen hemen hiç kayda alınmamaktadır.

Patlayıcı ortamlarda güvenliğin sağlanmasının yalnızca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘nın değil, diğer mevzuat yapan kurumları, denetleyicilerini, meslek örgütlerini, sektörde çalışanları, üreticileri, ürün geliştiren ve kullananları da derinden ilgilendirmektedir. Mühendisler olarak konuya yaklaşımımız; kazalar olduktan sonra değil yaşanmadan önce gerekli tedbirlerin alınması yönündedir. Tesis Denetleme ve Uygulamaları konusunda ilgili bakanlıklarla ortak çalışılarak mevzuat oluşturulmasında TMMOB ve diğer meslek odaları üzerine düşen sorumluluğu almaya hazırdır. Ancak bunun için de kanun koyucular mevzuatlarla meslek odalarını bu denetim faaliyetleri içinde yer alabilecekleri bir konuma getirmelidirler. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili ülke genelinde bütünleşik bir politika oluşturulmalı, bu politikanın oluşturulması sürecine ilgili TMMOB ve bağlı odaları, sendikalar ve Türk Tabipler Birliği‘nin katılımı sağlanmalıdır.

 

Temeli insan yaşamı ve vücut bütünlüğünün kutsallığı üzerine kurulu işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramının gelişen teknolojinin gerektirdiği mühendislik ve tıp bilimleri üzerine kurulu derinliğine uzmanlık gerektirdiği tüm taraflarca unutulmamalıdır.

“Her köşe başında, inşaat çadırında, baraj gölünde, maden ocağında, tersanede, çağrı merkezinde, hastanede, plaza ofisinde, dershanede bizi bekleyen acı ve cinayetlere karşı mezarlarımızdan kalkıp kendi ellerimizle yazmalıyız mezar taşlarımıza: İş kazaları ve meslek hastalıklarında kaybettiğimiz emekçiler ve onların aileleri, merhamet değil, adalet istiyor.”

Özellikle sanayide, elektrik enerjisinin yanı sıra, LPG, LNG ve doğalgaz kullanımında da artışlar görülmektedir. Bu kadar çok enerji kaynağı iç içe kullanılırken, birçok çeşitliliği ve riskleri olan patlayıcı ortamlarda daha dikkatli olunması ve gelişmelerin daha dinamik bir şekilde takip edilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu noktada, patlayıcı ortam oluşabilecek işletmelerde çalışan, proje üreten, montajını yaptıran ve kontrol eden teknik elemanların eğitimine önem verilmesi gerekmektedir.

Tesislerin yapımı ve ruhsatlandırılması aşamasında meslek odalarının mesleki denetimi aranmalı ve projelendirme yapan mühendisler Odaları tarafından düzenli olarak “Meslek İçi Eğitim” den geçirilmelidir. Eğitimlere ilgili bakanlıkların personellerinin de katılımı sağlanmalıdır.

Patlayıcı ve parlayıcı ortam barındıran tesislerin periyodik denetimi, raporlanması ve raporların takibi için ilgili bakanlıklarla ortak çalışılarak veritabanı oluşturulmalıdır. Denetimler kamu görevlileri eliyle veya bir protokol çerçevesinde meslek odaları tarafından yapılmalıdır. Oluşturulan veritabanındaki veriler ISG Katip sistemi ile uyumlu şekilde güncellenmelidir.

Denetimin özel sektöre devrine, özelleştirmelere, taşeronlaştırmalara derhal son verilmelidir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği denetiminden birinci derecede sorumlu olan başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmak üzere tüm ilgili kurumlar yaşanan iş kazalarının önlenebilmesi için görevlerini tam olarak yerine getirmeli, bu konuda köklü önlemler acilen alınmalı, İş Güvenliği Yasasının uygulanma tarihi artık ertelenmemeli, mevzuat sıkça işçilerin aleyhine değiştirilmemelidir.

Parlayıcı ve patlayıcı ortamlarda kullanılmak üzere Türkiye de üretilen ürünlerin iyileştirilmesi ve yerli üretime destek olunması, ayrıca yurt dışından ithal edilen ürünlerinde denetlenebileceği devlet destekli bağımsız laboratuarların kurulması gerekmektedir. Ayrıca Türkiye’de üretilecek ve tasarlanacak ürünlere yönelik teşvik mekanizmaları artırılmalıdır.

Yaşanan kazalarla ilgili istatistiklerin ve kaza raporlarının diğer kurumların da yararlanmasına olanak tanınacak şekilde bağımsız bir kuruluş tarafından düzenli olarak yayınlanması gerekmektedir. TMMOB`ye bağlı odalar bu sistemi kurmak için gerekli altyapıya ve tecrübeye sahiptir.

Alanında ülkemizde tek etkinlik olan ATEX Sempozyumu’nun ikincisi de niteliği ve niceliğiyle önemli bir boşluğu doldurmuştur. Sempozyum bundan sonra yoluna uluslararası bildiri kabul edebilir şekilde petrokimya ve maden sektörlerini de içerecek şekilde devam etmelidir. Sempozyumun örgütlenmesi sürecinde “Teknik Elemanların Eğitimi”, “Koruma (Protection Engineering)”, “Tesislerin Projelendirilmesi” konusunda çalıştaylar düzenlenmeli ve ülkemizinde önünde beliren IECex Belgelendirmesi süreci sempozyumun odak noktası olarak belirlenmelidir.

 

 

  1. ATEX Sempozyumu
    Düzenleme Kurulu
    25 Kasım 2013